Başkomiser Aylin, cinayetleri yalnızca sonuçlarıyla değil, geride kalan boşluklarla okuyan bir polis.
Onun için suç, sadece işlenen bir eylem değil; bilinçli olarak bırakılmış bir düzen, yerli yerine konmuş bir sessizliktir. Her olay yerinde başkalarının gözünden kaçan küçük ayrıntılar vardır ve Aylin, tam da o ayrıntıların peşine düşer.
Roman; eski İstanbul’un unutulmuş sokaklarında, Balat’ın dar geçitlerinde ve zamanın izini hâlâ taşıyan antik kentlerde geçer. Mekânlar yalnızca bir fon değildir; geçmişi saklayan, bazen gerçeği fısıldayan sessiz tanıklardır. Cinayet değişir, şüpheliler değişir, bırakılan işaretler farklılaşır. Ama değişmeyen tek şey, her olayın ardında bilinçli bir aklın varlığıdır.
Başkomiser Aylin acele etmez. Bağırmaz. Kolay cevaplara inanmaz.
Onun yöntemi, bakmaktan çok görmeye; duymaktan çok anlamaya dayanır. Çünkü bazı gerçekler, yalnızca sabırla bekleyenlere kendini gösterir.
Bu roman, hızlı çözümlerden çok derinliği; yüzeysel heyecandan çok zihinsel gerilimi sever. Okuru yalnızca bir tanık yapmaz, soruşturmanın içine çeker. Her sayfada bir ayrıntı, her bölümde saklı bir iz vardır.
Eğer tahmin edilebilir polisiyelerden sıkıldıysanız ve gerçekten farklı bir bakış açısıyla yazılmış, psikolojik derinliği olan bir hikâye arıyorsanız, Başkomiser Aylin sizi sıradan bir cinayet dosyasının çok ötesine götürecek.
Bu yalnızca bir dava değil.
Bu, sessizliğin içindeki gerçeği arama hikâyesi.
.png)